“`html
Başak Abdula, “Biz yetişkinler olarak zorba bir ortamda yaşadığımız için çocuklarımıza bunu yansıtıyoruz” diyor.
Sosyolog ve araştırmacı Başak Abdula, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) bünyesindeki Çocuk Hareketi’nin Akran Zorbalığı Komisyonu’nun başkanı olarak atanmış bulunuyor. İki çocuk annesi Abdula, büyük kızının okulda zorbalık mağduru olmasının ardından, kurucu ortağı olduğu araştırma şirketinde yalnızca markalar için değil, sosyal sorunlar üzerinde de çalışmalar yapmaya yöneldi. Futurebright Group aracılığıyla yaptıkları araştırmalar, tersine göçten tek ebeveynli aile yapısına kadar çeşitli konuları kapsıyor. Ocak 2025’te gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre, her dört çocuktan biri zorbalığa maruz kalıyor ve mağdurların neredeyse yarısı zamanla zorba hale dönüşüyor. Abdula, bu durumu bir ‘zorbalık pandemisi’ olarak tanımlıyor ve yetişkinlerin oluşturduğu zorba iklimin çocuklara yansıdığını vurguluyor. Geçtiğimiz haftalarda bu konuyu Gülay ile (Barbaros Altan) köşemizde ele almıştık, şimdi ise Abdula ile araştırma bulgularını ve kurulacak komisyonun atacağı adımları detaylandırıyoruz.
◊ Akran zorbalığını net bir şekilde tanımlayabilir misiniz? Hangi türleri var?
Zorbalığın üç kritik ölçütü bulunmaktadır: Zarar verme amacı, güç dengesizliği ve sistematiklik. Üç farklı türü mevcuttur: Sözel (psikolojik), fiziksel ve siber (çevrimiçi platformlar üzerinden). Genellikle bu türler şu şekilde gelişiyor: Düşük dozda sözel zorbalıkla başlıyor; eğer okul önlem almazsa, şiddet artarak fiziksel zorba davranışlara dönüşüyor, daha da ileri gidilirse siber zorbalığa geçiş yapılıyor. Zorba çocuklar, başkalarının tepkilerini ve okulun tutumunu değerlendiriyor.
◊ Siber zorbalık, ebeveynlerin koruma alanı dışında olduğu için en riskli tür mü?
Ne yazık ki durum bu şekilde ilerliyor. Kızımın yaşadığı süreçte en ağır yaraları siber zorbalık döneminde yaşadık. Ev, çocuklar için güvenli bir alan olmalıdır. Çocuk, fiziksel veya sözel zorbalıktan sonra eve döndüğünde kendini toparlama şansına sahip, ancak siber zorbalık ev ortamına da sızıyor. Telefona, tablete ve WhatsApp’a ulaşımı olan herkes, tehditlerin devam etmesine sebep oluyor. Evin güvenliği sarsıldığında, çocuk bu durumu aşmak için bir araç bulamıyor.
◊ Türkiye’de akran zorbalığı kavramının tarihi oldukça yenidir. Peki, zorbalık çocuklar arasında neden bu kadar yaygın hale geldi?
Günümüzde dünya genelinde bir zorbalık çağı içerisindeyiz; bu durum neredeyse bir ‘zorbalık pandemisi’ niteliği taşıyor. Dünya genelindeki liderlerden teknoloji şirketi yöneticilerine kadar zorbalık davranışlarının ödüllendirildiği olaylara sıklıkla tanık oluyoruz. Sosyal medya üzerindeki linç kültürü, yüz yüze empati gereksiniminin olmaması sebebiyle hızla yayıldı. Ülkemizde medyada öfke ve şiddet dili oldukça yayıgın. Çocukların oynadığı dijital oyunlar şiddeti ödüllendiriyor. Savaş, belirsizlik ve güvensizlik ortamı da etkili. Biz yetişkinler olarak zorba bir ortamda yaşıyoruz, dolayısıyla bu davranış biçimlerini çocuklarımıza yansıtıyoruz.
◊ Yeni nesil çocuk yetiştirme yöntemleri bu durumu nasıl etkiliyor?
X ve Y kuşakları ‘sandviç nesil’ olarak adlandırılıyor; bu nesil hem ebeveynine hem de çocuğuna bakmak durumunda kalan grupları içeriyor. Bu kuşakların çocukları, zaman zaman abartılı bir şekilde korunabiliyor. Yanlış yapma korkusuyla aşırı korunan çocuk, sosyal hayata girdiğinde benzer ayrıcalıkları talep ederken zorba davranışlar sergilemeye başlayabiliyor. Ayrıca öğretmen-öğrenci güç dengesinin öğretmen aleyhine değişmesi de söz konusu. CİMER gibi şikayet mekanizmaları, öğretmenlerin müdahale etme konusundaki cesaretini azaltabiliyor. Neticede, bir belirsizlik ve kayıtsızlık ortamı oluşabiliyor.
◊ Yaptığınız akran zorbalığıyla ilgili araştırma size neler gösterdi?
Araştırma bulgularında, her dört çocuktan birinin zorbalığa maruz kaldığı; iki çocuğun ise bunu gözlemlediği ortaya kondu. Şahitlerin yüzde 17’si zorba davranışlarını desteklerken, bazı mağdurlar da zamanla zorba pozisyonuna geçiyor. Zorbalığın, dörtte birinin grup halinde gerçekleştiği ve hatta çeteleşmeye kadar varan bir organizasyon düzeyine ulaştığı gözlemleniyor. Eğer zorbalık durumu herhangi bir yaptırımla karşılaşmazsa, zorba güç kazanıyor ve çevresindeki diğer çocuklar da güvenli kalmak adına zorbanın yanında yer alabiliyor. Günümüzde zorbalık kavramı yeterli değil, bu tanımın etrafında yeni terimlerin de bulunduğu bir jargon oluşmaya başladı.
‘Birbirlerine ‘Beta’ diyorlar’
◊ Bu jargon nedir?
“Zorbalamak” terimi, Z Kuşağı ve Alfa Kuşağı tarafından uyduruldu. Bu kelime, “bullylemek” teriminden türetildi. O kadar içselleştirildi ki artık hayatımızın bir parçası haline geldi. Çocuklar, birbirlerine “Geri zekâlı” demekten çok “Beta” diyerek zorbalık yapıyor. Beta, bir uygulamanın piyasaya sürülmeden önceki kusurlu ya da yetersiz versiyonunu ifade ediyor. Aynı zamanda NPC (Non-Playing Character) terimi de kullanılmakta, bu ifade bilgisayar oyunlarında beyinleri olmayan, amaçsızca dolaşan karakterleri tanımlıyor. Dolayısıyla, çocukların konuşmalarını dinlemek bazen zor olabiliyor. Araştırmalara göre, çocukların yüzde 49’u yaşadıkları durumu aileleriyle hemen paylaşmıyor.
◊ Aileler bu durumu ne zaman fark ediyor?
Genellikle, durum birkaç hafta veya ay sonra öğreniliyor. İlkokul çağındaki çocuklar ‘ispiyon’ korkusu taşımakta; ergenlikte ise güçsüz durumda kalmanın getirdiği utanç hissiyle karşılaşmaktalar. “Eğer aileme söylersem, okulla konuşurlar ve daha kötü olur” inancı oldukça yaygın. Bu durumda çocukların adaletin sağlanacağına dair inançları zayıflıyor.
◊ Zorba çocukların bir tanımını yapabilir misiniz?
Toplum olarak çoğu zaman yanlış bir sosyal analiz yapıyoruz. Çocuk zorbalık yapıyorsa, kesinlikle kötü bir geçmişe sahip olduğunu varsayıyoruz. Bunun böyle olması gerekmez. Sosyoekonomik düzeyi iyi olan, sevecen, dikkat gösterilen ailelerden gelen çocuklar da zorba davranışlar sergileyebiliyor. Öncelikle kabul etmemiz gereken bir gerçek var: “Bizim de çocuğumuz zorbalık yapabilir.” Çünkü bu durum, çocuklar için bir hayatta kalma mekanizması haline gelmiştir.
◊ Okul ve idarelerin bu konuda yetersiz kalması, veliler arasında sıkça konuşulan bir konu…
Karar verme yetkisi olmadığı için okullar, durumu çözmek yerine görmezden gelmeyi tercih ediliyor. Oysa, okullar sadece uygulayıcı olmalı; yüksek merciden gelen kararları uygulamakla yükümlüler. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) okullara ilettiği genelge yeterince detaylı değil. Okullara yapılandırılmış, yazılı bir mekanizma oluşturulması gerekli. Zorbalığın önlenmesi adına kırmızı, net bir çizgi belirlemek şart.
◊ TBMM Çocuk Hareketi Akran Zorbalığı Komisyonu’nun başkanlığına getirildiniz. Gelecek planlarınız neler?
Komisyon içerisinde psikologlar, avukatlar ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri yer almakta. Amacımız, bu çalışmaların kapsamını genişletip bir kanun tasarısı hazırlayarak Meclis’e sunmak. Mevcut durumu analiz ettik. STK’larla işbirliği yaparak, yurtdışındaki yasama örneklerini derlemek ve hukukçularımızla birlikte bir çerçeve oluşturmak hedefindeyiz.
◊ Hangi tür politikalar öneriyorsunuz?
Okul idarelerine inisiyatif verilmesi ve psikolojik destek sağlanması gerekmekte; ‘arkandayız’ mesajı açık bir biçimde iletilmeli. Zorbalığı önleyici çalışmalar yaygınlaştırılmalı; empati ve zorbalık karşıtı atölyelerle çocuklara farkındalık kazandırılmalı. Ebeveynlerin de bu konuda eğitim alması şart. “Benim çocuğum da zorbalık yapabilir” bilinci oluşmalı. Zorbalığı yapan çocuk, canavar değil, içinde bulunduğumuz sistemin bir mağduru. Bu bağlamda, yetişkinlerin ortak çalışması gereken bir durum ortaya çıkıyor. Devlet kurumları, MEB, okullar, PDR (Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik), STK’lar, medya ve ebeveynler hep birlikte hareket etmelidir. Bu sorunun üstesinden gelmek için başka çaremiz yok; vaktimiz kalmadı ve durum oldukça ciddiyet arz ediyor.
“`